Mevlânâ insanlara verilen her bilginin aynı neticeyi vermeyeceğini, bu yüzden eğitimcilerin bazı olumsuzluklar karşısında ümitsizliğe kapılmamaları gerektiğini söyler. Çünkü anlatılan bilgiyi herkes kendi yetenek ve ihtiyacına göre alır. Mevlânâ “bireysel farklılıklar” şeklinde ifade edilen prensipten çıkardığı metot konusunda, Bakara sûresinin 26. âyetinden yola çıkarak, söz konusu örneklerden inananlar ile inanmayanların farklı şekillerde istifade ettiklerini anlatır.
Eğitimde yöntemleri doğru uygulanıp verimli sonuç alınabilmek için öğrencilerin seviyelerinin doğru tespit edilmesi gerektiğini söyler. Başka bir ifade ile öğretim, öğrencilerdeki bireysel farklılıkları ortaya çıkaracak şekilde yapılmalıdır.
Bilindiği gibi her doğru her yerde ve herkese söylenmez. Bazı bilgiler vardır ki onlar sadece isteyene ve onu anlayacak kapasitede olanlara yani ehline verilir / verilmelidir. Mevlânâ, Allah’tan “Hakkı, lâyık olanlara ulaştırmasını” (Dîvân-ı Kebîr, VI, beyit 3563) ister ve “olgunlaşmamış, ham kimselere bazı bilgilerin öğretilemeyeceğini” (Dîvân-ı Kebîr, III, beyit 1293) söyler.
Mevlânâ zaman içerisinde gerçekleşen sosyal değişimlere dikkat edilmesini ve bilgi sunumlarının bu doğrultuda yapılması gerektiğine dikkat çeker. Gelişim kanunları dikkate alındığında karakter bakımından insanların birbirinden farklı oldukları görülür ve bu insanların her biri, mânaya yönelik derinlik ve incelikleri anlamakta güçlük çekerler. Bu sebeple Mevlânâ öğretmen-öğrenci ilişkisi konusuna oldukça gerçekçi yaklaşır. Ehil olmadığı için kime hangi bilginin verileceğini bilmeyen hoca, gelişmeye müsait olan öğrenciyi de köreltir, yeteneklerini hatta gönlündeki sevgiyi söndürür.
***
Bir akdoğanı bir kocakarıya verirler. Annesi tırnaklarını kesmedi diye doğanın tırnaklarını ve gagasını keser. Oysa doğan tırnak ve gagası ile hem kendini korur hem de beslenir. Fakat kocakarı bunu iyilik olsun diye yapar. Ardından doğana yemesi için tutmaç verir, fakat doğan tutmaçı yemez. Kadın kızar. “Bari tutmaçın suyunu iç!” der. Halbuki tutmaç suyu da doğanın yaratılışına uygun bir yiyecek değildir. Doğan bu suyu içmez. Çileden çıkan kocakarı bunun üzerine öfke ile çorbayı doğanın başına döker. Doğanın başı kel olur. Eski sahibinin kendine karşı davranış ve lutuflarını hatırlar ve ondan büyük iyilikler “gören” nazlı gözlerinden yaşlar dökülür (Dîvân-ı Kebîr, IV, beyit 2628-40).
***
Mevlânâ’nın bu hikâyesinde kocakarı öğretmeni, akdoğan öğrenciyi, verilen yemek bilgiyi, yapılan faaliyet de öğretim yöntemini ifade etmektedir. Çorbayı kafasına döküp onu kel bırakması öğretmenin öğrencisini anlamadığı veya ihtiyacı olmayan, ya da ilgi duymadığı bilgileri ona vermesini, kel olması da zihnî yeteneklerinin sönmesini sembolize eder. Çünkü öğretmen, ne öğrencisinin psikolojik yapısını tanımakta ne de öğretim metotlarını bilmektedir.
Eğitim ve öğretimde, bilginin metodik bir şekilde verilmesi bazı öğrencilere uygun gelmesine rağmen bazılarına da ters gelir. Bu konuda Mevlânâ yapılan eğitimle, insana sunulan bilgi ve değerleri ilâca benzetir. Her ilâç herkese şifa vermeyebilir.
Eğitimci, mesleğinin gereği olarak işine sımsıkı sarılarak eğitim faaliyetini yürütmeye çalışmalıdır. Çünkü bazı durumlarda yaptığı faaliyetler neticesiz kalabilir. İnsanın mânevî hastalıklarına sunulan ilâç tesir göstermeyebilir. Böyle bir durumda, Abese sûresindeki, “Sen sözü isteyene söyle!” ilkesini hatırlatır. Sûrede, âmâ kişi gerçeği öğrenmek istemektedir, o sırada Hz. Peygamber de toplumun ileri gelen bazı kişilerini bilgilendirmektedir.
Abese sûresinde istemeyene, ilgi göstermeyene birtakım hikmetlerin öğretilemeyeceğini belirten Allah, bu hususta Hz. Peygamber’i uyarır: “Eğitilmesi mümkün olmayanlardan vazgeç”! (Dîvân-ı Kebîr, II, beyit 2064-9) ilkesini Kur’an’dan alan Mevlânâ, herkesin eğitilemeyeceğini gerçeğini görür. Bu sebeple o, eğitimciyi “gereken yere yama yapan” kimseye benzetir; yani herkese nabzına göre şerbet veren kişi olarak takdim eder (Dîvân-ı Kebîr, III, beyit 4385).
Günümüz eğitim anlayışında önemli bir yer tutan “ilgi ve ilgilenme” yöntemi, Mevlânâ’nın felsefesinde önemli bir yer tutar. Bu konuda verilen bir dersin güzelliğini, anlatanın anlatmasından değil de, dinleyenin dinlemesinden kaynaklandığını söyler. Bir eğitimcinin heyecan duyarak ders anlatmasını, işine canla başla sarılmasını öğrencinin derse ilgi göstermesine bağlar.
Çünkü ilgi göstermeyene bilgi vermek, çorak yere tohum ekmek (Dîvân-ı Kebîr, VI, beyit 1661) gibidir.
Dr. İhsan ALPEREN
Seçilesi gelenler
- Gönlüme düşenler
- Gönülden Kaleme
- Dogru Yasama Kodu
- Düşündüren Veciz Sözler
- Rüyalar
- Acele Karar Vermeyin
- Acı Son
- Acı'daki Hikmet
- Aile Kurmakmı?
- Ask
- Atkı İpi: İhlas
- Avrupa BiziNeden Sevmez?
- Aziz Mahmud Hüdayi (ÜSKÜDAR)
- Aşka dair Söylesi
- Aşık da Olsak Güneşi Küstürmeyiz
- Balkon cicekleri
- Bediüzzaman ve Monteigne
- Bilgiyi eyleme dönüstürebilmek
- Bir Pazarlama Teknigi Olarak Hastalıklar
- Bir kaç tane tane
- Biz kadınlar iyi hesap yaparız
- Bostan-ı Cinan
- Cemil Meric'ten okumak üzerine
- Dalı Bırakabilmek
- Degerli tas
- Dilenci Kim?
- Düştügü yeri yakmayan Ates
- Dışarda kadın ve erkek
- EVLİLİK VE ORTAKLIK
- Ebu Süfyan Kalitesi
- Evlenmekmi
- Ey nefsim Bil ki
- HAKİKAT SÜRPRİZ YAPMAYI SEVER
- Hayal Kalbe Akıldan Daha Yakındır
- Hiç bir karşılaşma tesadüf değildir
- Huzur
- KADERİN HER ŞEYİ GÜZELDİR
- Kabuğun altında sen kanayansın
- Kahve çekirdeği koyuluğundaki yalnızlık
- Kendi icimde sessizliğimi dinliyorum.
- Kendinizi bölmeyin
- Küskünler ve kaplanlar
- Küçük küçük notlar…
- Kırılma Noktaları
- Kıskançlığın zararları
- Maneviyat'ın 'light' olanı
- Masum Olmayan Sevmeler
- Merhabalar
- Mesnevi'den hikaye
- Mevlana ve Diyalog
- Mevlanadan Namaz hakkında
- Nasuh Tövbesi
- Ne Kadar fakiriz
- Ne Tuhaf sey şu özlem
- Nefis Kötü bir şey midir?
- Neyi Dinliyorsunuz?
- Okumak Üzerine
- Ortaköy Manzaraları
- Rahmetli Hikmet hacıanne ve tarih kokan evi
- Sade Hayat
- Sen sana Perde
- Sevgilim bana bakıyordu
- Sevgilimiz kimliğimizdir
- Siyah Beyaz Fotolar
- Tevazu
- Uyku ve Hipofiz
- Uğur böceklerinde Mana-i Harfi görebilmek
- Yaratıcı ile ilkel ve olgun ilişki biçimleri
- Yasamak ''bir daha'' değil
- Zor Açılan Kapılar
- patlarsınız
- Çiftlikte Yangın
- İki kişilik yalnızlık
- İlk Yaratılan Kalem
- İnsan Eğitiminde Metod
- İnsan Karşıtı Modern Hayat
- İnsan-ı Kamil üstüne
- İstanbul Eyüp Sultan Manzaralari
- İster Narına Garket İster Nuruna
- İçerde Nefis ve Akıl
- Şems-i Tebriz'i Derki;
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Tavsiye kitaplar
- Allah Resulu ile 24 saat(İhsan Atasoy)
- Aynalar Koridorunda Aşk Mustafa Ulusoy
- Dar Kapıdan Gecmek Senai Demirci
- Dokuz yüz katlı insan (Dr. Mustafa Merter )
- Geri Döneceksin(Maeve Binchy)
- Hayata Gülümse(Sıtkı Aslanhan)
- Hayatını Davasına Adayan Adam(İhsan Atasoy)
- Hüzün Hastalığı(Kemal Sayar)
- İmparatorluğun en uzun yüzyılı (İlber Ortaylı)
- Kırk Ambar(Cemil Meriç)
- Mahrem Elif Şafak
- Osmanlıyı yeniden keşfetmek (İlber Ortaylı)
- Risale-i Nur Külliyatı Bediüzzaman
- Ruhsal Gelişim ve Kader(Ender Saraç)
- Senden başka yok (Marian Keyes)
- Siyah Süt (Elif Şafak)
- Siz kullanım klavuzunuz (Dr.Mehmet Öz)
- Yakınlık Mustafa Ulusoy
- Yazarlık Dersleri (Virginia Wolf)
- Yusuf ile Züleyha(Nazan Bekiroğlu)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder