Üç arkadaş olan Ebû Saîd Abdullah b Ebi Asrûn, İbn-üs-Sakkâ ve Seyyid Abdülkâdir Geylânî, ilim tahsili niyetiyle Bağdat’a gelmişlerdi Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri o zamanlar çok gençti Onların Bağdat’a geldiği sıralar Yûsuf Hemedânî hazretleri de, Nizâmiye Medresesinde etkili vaâzlar ediyordu İnsanlar dört bir yandan onun duasını almaya gelirler, sohbet meclisleri hınca hınç dolardı Herkes ondan övgüyle ve hayranlıkla söz ederdi Yusuf Hemedânî hazretleri; Abdul Hâlık Gucdüvanî gibi, Hoca Ahmed Yesevî gibi halifeler yetiştirmiş olan büyük bir mutasavvıf idi
Bağdata gelen bu üç arkadaş, büyük mutasavvıf Yusuf-u Hemedânî hazretlerini ziyaret etmeye karar verdiler Tabi hepsinin ziyaret etme niyetleri farklıydı Yolda giderken İbn-üs-Sakkâ ilminin verdiği kibirle: “Yusuf-u Hemedani’ye öyle bir soru soracağım ki, asla cevabını veremeyecek” Dedi Ebu Said Abdullah’da: “Ben de bir soru soracağım Bakalım nasıl cevap verecek?” dedi O zaman henüz genç yaşında olan Abdülkâdir Geylâni ise: “O zatı denemek kastıyla soru sormaktan Allah’a sığınırım Benim niyetim, Onu görüp şereflenmek, meclisinde bulunup bereketinden istifade etmektir” dedi Yusuf-u Hemedânî hazretlerinin bulunduğu yere vardıklarında, Hazret orada olmadığı için beklediler Yusuf-u Hemedânî bir saat kadar sonra geldi ve içeri girer girmez İbn-üs-Sakkâ’ya bakıp hiddetle: “Ey İbnü’s-Sekka! Yazıklar olsun sana! Demek Bana bir soru soracaksın, Bende cevabını bilemeyeceğim öylemi? Senin soracağın soru şudur, cevabı da budur” buyurduktan sonra: “Sende küfür ateşinin parladığını görüyorum” dedi
Sonra Ebu Said Abdullah’a dönerek: “Ey Abdullah! Bir sual soracaksın ve nasıl cevaplayacağıma bakacaksın öylemi? Soracağın sual şudur, cevabı da budur Fakat edebe riayet etmediğin için, dünya malına boğulacaksın Parayla pulla uğraşmaktan maneviyatına vakit ayıramayacaksın” buyurdu Sonra Abdülkâdir Geylâni’ye döndü Ona ikramda bulundu ve yanına alarak dedi ki:
“Ey Abdülkâdir! Edepli tavrınla Allah’ı ve Resulünü hoşnut ettin Ben şu anda senin Bağdat’ta bir kürsü üzerinde büyük bir topluluğa hitap ettiğini: ‘Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir’ dediğini, bu sözün üzerine de cümle evliyanın boyunlarını sana doğru saygıyla uzattığını görür gibiyim” buyurdu Sonra birden gözden kayboldu Kendisini bir daha hiç göremediler
Aradan uzun yıllar geçti Abdülkâdir Geylâni’de Mevla Tealaya yakınlık alametleri belirmeye başladı Zamanındaki evliyanın piri, ariflerin baş tacı oldu Meclis kurup vaazlar etti Onun heybeti ve büyüklüğü mecliste bulunanları öylesine kaplardı ki, onu dinlerken değil öksürmek, kimse adeta nefes almazdı Açık havada verdiği vaazlarını dinlemek için yetmiş bin kişinin Bağdat’a geldiği ve bir keramet eseri olarak, kürsünün en önünde bulunan kimse sesini ne kadar işitiyorsa, en geride bulunan kimse dahi öyle işitirdi Abdülkâdir Geylânî hazretleri şayet kürsü üzerinde ayağa kalksa, Onun azametinden cemaat dahi ayağa kalkardı Şayet cemaate: “Susun!” dese, kimse konuşmaya muktedir olamazdı O konuşurken ortalığı bir nur ve feyiz kaplardı
Bir Cuma günü Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri yine çok kalabalık bir cemaate vaaz ediyordu Nice âlimler, abidler ve bilginler Onun dilinden dökülen marifet sırlarını can kulağıyla dinliyorlardı Birden Fahri Kâinat Efendimiz, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî’nin kalbine tecelli edip: “Ey Abdülkâdir! Benim ayağım bütün velilerin boynu üstündedir, de!” Buyurdular
Hazreti Şeyh bunu orada bulunanlara söyledi Orada bulunan bütün cemaat: “Senin ayağın başımız ve boynumuz üzerinedir” dediler O sırada Ümmü Ubeyde kasabasında bulunan Rufaî Pîri Seyyid Ahmed er-Rufâî Hazretleri de mübarek başlarını toprağa koyup “Alâ rakabetî” buyurdu ve yanında bulunanlara “Bu saatte Bağdat’ta bulunan Seyyid Abdülkâdir gavsiyetini ilan etti” dedi Bunun üzerine bütün orada bulunanlar da boyun eğdiler
Hayat b Kays bu konuyla alakalı olarak derki: “Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri bu sözü söyledikten sonra bütün velilerin kalplerindeki nur artmış, ilimlerine bereket, hallerinde güzelleşmeler görülmüştü Ve o esnada hepsi boyunlarını Abdülkâdir-i Geylânî’nin ayağına doğru uzatmıştı” Böylece Yusuf Hemedani hazretlerinin seneler önce haber verdiği hâl, Onun hakkında zuhur etmişti
İbn-üs-Sakka ise, şeri ilimlerle meşgul oldu İlminde derinlik kazandı ve münazaralar yaparak çok kimseye üstünlük kazandı ve bu haliyle meşhur oldu Konuşma üslûbu ve hitâbeti çok güzeldi Şöhreti zamanın halifesine ulaşınca, halife onu yanına aldı ve elçi olarak Bizans’a gönderdi Hıristiyanlar orada buna çok ilgi gösterdiler Özellikle Bizans imparatoru ona çok ikram ve lütufta bulundu Onun pek çok ilimlere sahip olduğunu ve üstün konuşma kabiliyetini görünce, tüm keşiş ve papazları toplayıp İbnü’s-Saka ile münazara ettirdi Tabi İbn’s-Saka, ilmi ve hitabetiyle onların hepsini susturdu Böylece şöhreti de iyice arttı, gurur kibir ve fitnesi de…
Orada kendisine gösterilen aşırı ilgi sebebiyle İbnü’s-Saka da onlara karşı bir sevgi duymaya başladı Onlarla oturup onlarla kalkar oldu İyice içli dışlı olunca, bir gün İmparatorun kızını gördü ve ona âşık oldu Onunla evlenmek istediğinde, İmparator; şayet Hıristiyanlığı kabul ederse kızını ona verebileceğini, söyledi Oda Hıristiyan olup kızla evlendi Ve gün geldi, hastalanıp ölüm döşeğine uzandı Ona sordular: “Sen Kur’an’ın hepsini hıfzetmiş ve hafız olmuştun Şu anda ezberinde olan bir ayet var mı?” Şöyle dedi: “İnkâr edenler, zaman zaman ‘keşke bizde Müslüman olsaydık’ diye arzu ederler” (Hicr:2) ayetinden başka ezberimde hiçbir ayet yok
Ona bu soruyu soran tanıdığı diyor ki: “O can vermek üzereyken ben onun yüzünü kıbleye doğru çevirdim, ama o başka yöne döndü Ben tekrar kıbleye döndürdüm, ama o tekrar başka tarafa çevirdi ve böylece öldü” O başına gelen bu durumun nerden geldiğini çok iyi bilir ve “Başıma gelenler O Gavsın yüzündendir” derdi Yusuf Hemedani’ye gelen üçüncü şahıs Ebû Saîd Abdullah b Ebû Asrûn ise diyor ki: “Ben Şam’a geldim O zamanın sultanı Salih Nureddin Şehid beni yanına aldı Vakıf işlerini zorla bana verdi ve onu yönetmemi istedi Vakıf işleriyle, parayla, malla uğraşa uğraşa o kadar dünya işlerine battım ki, kulak memelerime kadar dünyalık beni sardı Bu yüzden ibadetlerimi dahi aksatır hale geldim Netice itibarıyla, Yusuf-u Hemedânî hazretlerinin seneler önce her üçümüz hakkında söyledikleri sözler aynıyla vaki oldu”
Bu olaydan ibret alınmalıdır Allah-ü Teâlâ’nın dostlarını inkâr etmeye, küçük düşürmeye onlara karşı edepsizlik etmeye cüret edenler, neûzü billâh İbn-üs-Sakkâ’nın durumuna düşmekten çok korkmalıdırlar Rabbim böyle bir belâdan cümlemizi muhafaza buyursun
Seçilesi gelenler
- Gönlüme düşenler
- Gönülden Kaleme
- Dogru Yasama Kodu
- Düşündüren Veciz Sözler
- Rüyalar
- Acele Karar Vermeyin
- Acı Son
- Acı'daki Hikmet
- Aile Kurmakmı?
- Ask
- Atkı İpi: İhlas
- Avrupa BiziNeden Sevmez?
- Aziz Mahmud Hüdayi (ÜSKÜDAR)
- Aşka dair Söylesi
- Aşık da Olsak Güneşi Küstürmeyiz
- Balkon cicekleri
- Bediüzzaman ve Monteigne
- Bilgiyi eyleme dönüstürebilmek
- Bir Pazarlama Teknigi Olarak Hastalıklar
- Bir kaç tane tane
- Biz kadınlar iyi hesap yaparız
- Bostan-ı Cinan
- Cemil Meric'ten okumak üzerine
- Dalı Bırakabilmek
- Degerli tas
- Dilenci Kim?
- Düştügü yeri yakmayan Ates
- Dışarda kadın ve erkek
- EVLİLİK VE ORTAKLIK
- Ebu Süfyan Kalitesi
- Evlenmekmi
- Ey nefsim Bil ki
- HAKİKAT SÜRPRİZ YAPMAYI SEVER
- Hayal Kalbe Akıldan Daha Yakındır
- Hiç bir karşılaşma tesadüf değildir
- Huzur
- KADERİN HER ŞEYİ GÜZELDİR
- Kabuğun altında sen kanayansın
- Kahve çekirdeği koyuluğundaki yalnızlık
- Kendi icimde sessizliğimi dinliyorum.
- Kendinizi bölmeyin
- Küskünler ve kaplanlar
- Küçük küçük notlar…
- Kırılma Noktaları
- Kıskançlığın zararları
- Maneviyat'ın 'light' olanı
- Masum Olmayan Sevmeler
- Merhabalar
- Mesnevi'den hikaye
- Mevlana ve Diyalog
- Mevlanadan Namaz hakkında
- Nasuh Tövbesi
- Ne Kadar fakiriz
- Ne Tuhaf sey şu özlem
- Nefis Kötü bir şey midir?
- Neyi Dinliyorsunuz?
- Okumak Üzerine
- Ortaköy Manzaraları
- Rahmetli Hikmet hacıanne ve tarih kokan evi
- Sade Hayat
- Sen sana Perde
- Sevgilim bana bakıyordu
- Sevgilimiz kimliğimizdir
- Siyah Beyaz Fotolar
- Tevazu
- Uyku ve Hipofiz
- Uğur böceklerinde Mana-i Harfi görebilmek
- Yaratıcı ile ilkel ve olgun ilişki biçimleri
- Yasamak ''bir daha'' değil
- Zor Açılan Kapılar
- patlarsınız
- Çiftlikte Yangın
- İki kişilik yalnızlık
- İlk Yaratılan Kalem
- İnsan Eğitiminde Metod
- İnsan Karşıtı Modern Hayat
- İnsan-ı Kamil üstüne
- İstanbul Eyüp Sultan Manzaralari
- İster Narına Garket İster Nuruna
- İçerde Nefis ve Akıl
- Şems-i Tebriz'i Derki;
12 Şubat 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Tavsiye kitaplar
- Allah Resulu ile 24 saat(İhsan Atasoy)
- Aynalar Koridorunda Aşk Mustafa Ulusoy
- Dar Kapıdan Gecmek Senai Demirci
- Dokuz yüz katlı insan (Dr. Mustafa Merter )
- Geri Döneceksin(Maeve Binchy)
- Hayata Gülümse(Sıtkı Aslanhan)
- Hayatını Davasına Adayan Adam(İhsan Atasoy)
- Hüzün Hastalığı(Kemal Sayar)
- İmparatorluğun en uzun yüzyılı (İlber Ortaylı)
- Kırk Ambar(Cemil Meriç)
- Mahrem Elif Şafak
- Osmanlıyı yeniden keşfetmek (İlber Ortaylı)
- Risale-i Nur Külliyatı Bediüzzaman
- Ruhsal Gelişim ve Kader(Ender Saraç)
- Senden başka yok (Marian Keyes)
- Siyah Süt (Elif Şafak)
- Siz kullanım klavuzunuz (Dr.Mehmet Öz)
- Yakınlık Mustafa Ulusoy
- Yazarlık Dersleri (Virginia Wolf)
- Yusuf ile Züleyha(Nazan Bekiroğlu)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder