Seçilesi gelenler

26 Mart 2007 Pazartesi

Okumak

Okumak
Sızıntı
Okuma, mütâlâa ve marifet ruhun en önemli gıdalarındandır. Bunlardan yoksun olmak ise,
telâfisi imkânsız en ciddî mahrûmiyettir.
* * *
Bir insanın okuyup-öğrendikleri ne kadar çok olursa olsun,
hiçbir zaman onu okuyup-öğrenmekten alıkoymamalıdır. Gerçek ilim adamları,
daha çok, sürekli araştırmalarının yanında bildiklerini yetersiz bulan kimseler arasından çıkmıştır.
* * *
İnsanoğlu için gerçek hayat, ilim ve irfanla kabil olacağından,
öğrenip öğretmeyi ihmâl edenler, hayatta dahi olsalar ölü sayılırlar. Zira, insanın yaratılışının gayesi, görüp bilmek ve öğrendiklerini başkalarına bildirmekten ibarettir.
* * *
Bir insanın insanlığı, öğrenip öğretmek ve başkalarını aydınlatmakla belli olur ve ortaya çıkar.
Bilmediği halde öğrenmeyi düşünmeyen; öğrendikleriyle kendini yenileyip başkalarına da
örnek olmayan, suretâ insan görünse de düşündürücüdür!
* * *
Öğrenip öğretilecek şeyler, insanın mâhiyetini, kâinatın sırlarını keşfe yönelik olmalıdır.
Benlik sırlarına ışık tutmayan, varlığın karanlık noktalarını ve tıkanıklıklarını açıp
aydınlatmayan ilim, ilim değildir.
* * *
İlim ve marifetle elde edilen mansıp ve pâye, başka yollarla elde edilen makamlardan daha yüksek ve
daha uzun ömürlüdür. Zira ilim, sahibini, dünyada fenalıklardan uzak ve fazîletli; öbür âlemde de,
onun iman ve irfanıyla gönlünde kurduğu tasavvurları aşkın makamlarla mutlu kılar.
* * *
Her anne ve baba, çocuklarının kafaları gereksiz şeylerle doldurulmadan önce,
onları mutlaka ilim ve irfanla doyurmalıdırlar. Çünkü, hakikat adına boş gönüller ve
marifetten mahrum rûhlar, her türlü fena düşüncenin serpilip gelişmesine müsait birer tarla mesâbesindedirler. Önceden onlara ne tür tohum saçılırsa daha sonra hasat edilen de o olur.
* * *
İlim öğrenmekten maksat, bilginin insanoğluna mürşit ve rehber olması ve öğrenilen şeylerle,
insanî kemâlâta giden yolların aydınlığa kavuşturulmasıdır. Binaenaleyh, rûha mâl edilmemiş ilimler,
sahibinin sırtında bir yük; insanı ulvî hedeflere yöneltmeyen marifet de,
bir kalb ve düşünce hamallığıdır.
"İlim, ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir;
Sen kendini bilmezsen,
Ya nice okumaktır." (Yunus Emre)
* * *
Hedef ve maksadı belirlenmiş bir ilim, sahibi için, "ile'l-ebed" devam edecek bir bereket vesîlesi ve
tükenmez bir hazînedir. Bu hazîneye mâlik olanlar, yaşadıkları sürece hatta daha sonra,
bir tatlı su kaynağı gibi daima ziyaret edilir ve hayra vesîle olurlar. Gönüllere şüphe ve tereddüt atan ve ruhları karartan hedefi belirlenmemiş boş faraziyeler ise, ümitsiz ve bulanık rûhların,
etrafında uçuşup durduğu bir çöplük yığını veya ruh kapanıdırlar.
* * *
İlim ve fen, çeşit çeşit dalları ve her dalın ihtivâ ettiği fâideleriyle, hemen herkes için yararlı ise de;
insanın ömrü mahdût, imkânları sınırlı olduğundan, bunların hepsini belleyip istifade etmesi
mümkün değildir. Bu itibarla, her fert kendisi ve milleti için gerekli olan şeyleri öğrenip
değerlendirmeli, gereksiz şeylerle ömrünü beyhûde zâyi etmemelidir.
* * *
Her şahsın kadir ve kıymeti tahsil ettiği ilmin muhtevâ ve zenginliğine göredir.
İlmi, sırf bir "dedikodu" unsuru olarak kullananın kıymet ve değeri o kadar; onu, eşya ve hâdiseleri tanımada bir "prizma" olarak kullanıp, mekânın en karanlık köşelerine kadar ulaşan ve irfanıyla
kanatlanıp "tabiat" ötesi hakîkatlarla kucaklaşanınki de o kadar...
* * *
Okuma, düşünme, çalışma, araştırma; hakikata hakikat olduğu için bağlanma sevdasıyla birleşince,
zannediyorum cihanları fethedecek bir güç hâline gelir.
* * *
Hak söylemeye başlayınca, cehalet öfkelenir, taassup tedirgin olur; ilim ise kulak kesilir dinler.
* * *
Geleceğin bahtiyar nesilleri, zamanı değerlendirmesini bilecek; düşünürken çalışmayı,
çalışırken okumayı, okurken de ideâlleri uğrunda hizmet vermeyi ihmâl etmeyecek, daima canlı,
daima renkli olmasını bilecektir.
* * *
Kitap okumak çok önemlidir; hususiyle de insanı Rabb'ine ulaştıracak, onu gaye-i hayal saydığı
neticeye bağlayacak, kainatın gerçek manada fethine vesile olacak, kendisi için kapalı meseleleri açacak;
dahası kara delikleri cennetin birer koridoru haline çevirecek ve en zulmetli noktalarda dahi sürçmeden
yürüyebilmesini temin edecek kitapları okumak çok önemlidir. Bu türden kitapları okumakla metafizik gerilim, birbirini destekleyici mahiyette "salih daire" teşkil ederler. Zira iyi bir kitap, metafizik gerilime;
metafizik gerilim de o kabil kitapları okumaya sevk eder
* * *
Kitap okumak mühimdir; ondan daha mühimi de okuduklarını hayata geçirip tatbik edebilmektir. Ayrıca, bildikleri insanı gurura ve kibre sevketmemelidir.
* * *

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor: Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim; selâmımı "Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı" (Yâ-Sîn: 58 ) âyetiyle aldı.


"Buralarda ne yapıyorsun?" diye sordum. "Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur" (A'râf: 186 ) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş.


Nereye gittiği soruma "Bir gece kulunu Mescid-i Haram'dan alıp Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ı tesbih ederim" (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs'e gidiyor.


"Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?" dedim. "Tam üç gece (yani üç gündür)" (Meryem: 10 ) dedi.


Yiyecek verme teklifinde bulundum. "Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın" (Bakara: 18 7 ) âyetini okudu.


"İyi de Ramazan'da değiliz" dedim. "Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir" (Bakara: 158 ) âyetiyle cevap verdi.


"Yolculukta oruç açılabilir" dedim. "Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır" (Bakara: 184 ) âyetini okudu.


Niye benim gibi konuşmadığını sordum. "Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun" (Qâf: 18 ) dedi.


"Kimlerdensin?" diye sordum. "Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur" (İsrâ: 36 ) âyetiyle cevap verdi.


"Hata ettim, hakkını helâl et!" dedim. "Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın" (Yusuf: 92 ) dedi.


Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. "Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir" (Bakara: 215 ) âyetiyle mukabele etti.


Devemi yanına getirdim. Binecekken, "Mü'min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar" (Nûr: 30 ) âyetini okudu.


Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. "Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir" (Şûrâ: 30 ) âyetini mırıldandı.


"Sabret, deveyi bağlayayım!" dedim. "Bu hususta Süleyman'ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık" (Enbiyâ: 79 ) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti.


Deveye bindi ve "Bunu bize baş eğdiren Allah'ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!" (Zuhruf: 13-14 ) âyetlerini okudu.


"Haydi!" diye deveyi hızlandırdım. "Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!" (Lokman: 19 ) mukabelesinde bulundu.


Yürürken şiir okumaya başladım. "Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun!" (Müzzemmil: 20 ) dedi.


"Şiir okumak haram değil ki!" dedim. "Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!" (Bakara: 269 ) cevabını verdi.


Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. "Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!" (Mâide: 101 ) âyetini okudu.


Derken kafilesine ulaştık ve "Kafile içinde kimsen var mı?" dedim. "Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!" (Kehf: 46 ) dedi.


Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. "Allah İbrahim'i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab'a kuvvetle tutun!" (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12 ) âyetlerini okudu.


"Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!" diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç "Buyur!" diye çıkageldi. Onlara para verip, "Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!" (Kehf: 19 ) dedi.


Yiyecek gelince bana, "Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!" (Hâqqa: 24 ) dedi.



Çocuklara, "Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!" dedim. "Annemiz" dediler,
"Ağzından Cenab-ı Allah'ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur'an'la konuşur."



İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur'an'da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.